Gad Nassi

Diyalog

Genç Türk Devrimi, Ma’minler ve Sionizm

Sabeyayci kimliginin temeli genelde, üç yönlü bir yükümlülükten kaynaklanir. Bunlar alttaki sekilde özetlenilirler:

  • Yahudilige olan etnik aidiyet,
  • Sabetayciligin inanç ve kurallarina baglilik,
  • Türk ulusuna sadakat.

Tarih boyunca Maminler cemaatinin, Yahudilikle olan baglari devam etmis, hatta günümüze kadar ulasmistir. Sabetayci akimin varolus nedenini olusturan Mesih beklentisi ise, Yahudi dünyasinin temel ögelerinden biridir. Bu baglamda Maminler, Yahudi ulusunun kaderi ile özdesmisler ve bu kader – bilinçli olmasa da – kendi kimliklerinin de bir bölümü olmaga devam etmistir.


Sabetaycı Düşüncede Tanrı Kavramı

"Artık uzun bir süre İsrail gerçek Tanrı'dan uzak yaşadı "
Tevrat, Tarih 2, 15:3

Tarihi boyunca Yahudi Ulusu, farklı Tanrı kavramlarını benimsemiştir. Evvelki yazılarımızda, Sabetaycı kurtarıcı mesih düşüncesinin Yahudi toplumunun dinsel, kültürel ve siyasal düzeylerdeki gelişmelerle olan iliskilerini irdelemeğe gayret ettik. Bu çalışmamızda ise, Sabetay Sevi'ye ait Tanrı kavramının tanıtılmasına çalışılacaktır.

Sevi'nin Arnavutluktaki sürgün hayatı sırasında, kendisini ziyaret eden bir Mamin'e bizzat açıklamış olduğu ve bu kişiden yazıya dökmesini buyurduğu iddia edilen ve " Tanrı'nın Sırrı" nı içeren metin, Sabetaycı literatüre dahil edilmiş, ayrıca Arami dilinde "İtikadın Sırrı" anlamında " Raza di Mehemanuta " olarak tanınmıştır.

Pic 01İddiaya göre "İsrailoğullarının Tanrısı" ile gerçek Tanrı, iki ayrı güç oluşturmakta olup evrendeki konumları da ayrıdır. Bunarın varlıkları, Kabala düşüncesinde sefira çoğul şekli sefirot diye bilinen, ilâhi bölümlerde odaklanmıştır. Metindeki çizimde ifade edilen bu bölümler, zirvede bulunan ve Tanrı'yı temsil eden Keter sefirasının uzantı, veya da yansımalarıdırlar. İsrailoğullarının Tanrısı, Sevi'nin inancına göre Tiferet – ihtişam – sefirasında konaklanarak, Keter – taç – sefirasından aldığı güçle dünyayı yaratmış ve İsrailoğullarını kendi ulusu olarak seçmiştir. YEHOVA adı ile bilinen Yaratılışın Tanrısı, ikinci derecede bir tanrı olup, mükemmel olmadığı gibi, yaratmış olduğu dünya da adil bir dünya değildir. Dünyayı yaratırken yol açmış olduğu aksaklıkların giderilmesi görevini ise İsrailoğullarına devretmiştir. Yahudilerin tarih boyunca yaşadıkları, soykırım, sürgün ve gurbet felâketleri de, bu aksaklığa bağlı olarak, evren yaratılırken çeperlerde sıkışarak Tanrı'ya geri dönemeyen, ilâhi kıvılcımların belirtileridir. Bu kıvılcımların Yahudi ulusu tarafından kaynağına dönmesi ile, Mesih'in gelme süreci de tamamlanacak ve tüm insanlığın birleştiği, mutlak bir ahenk ve adaletin hüküm süreceği Tanrı İmparatorluğu kurulacaktır.


1799 Akkâ Savunmasi ve Cezzar Ahmet Pasa

Austerlitz Savasi arifesinde Napolyon Bonapart, "Akkâ'yi fethetmis olsaydim, Dogunun Imparatoru olur, Paris'e Istanbul üzerinden ulasirdim" demisti. Nitekim, Akkâ kusatmasindan yenik çikmasi, Türkiye ve Hindistan'in kapilarini, kendisine kapatmisti. Tarihin en büyük istilâcilarindan birinin kaderini etkileyen Akkâ Kusatmasi ne sekilde uygulandi? Bu olayin kahramani olmasi nedeniyle, Cezzar Ahmet Pasa'nin hayat hikâyesi ve kisiligi, özel bir ilgi toplamistir.

Pic 05Amiral Sidney Smith19 MAYIS 1798'de Toulon limanindan ayrildiginda, Fransiz ordusunun hede­finin neresi oldugu tahmin edilmemis­ti. Nitekim Bâb-i Âli, Mora, Girit ve Kibris'i tahkim etmis, Misir'i hesaba katmamisti. Malta Adasini ele geçiren Bonapart, Temmuz ayinin birinci gü­nü donanmasini, Iskenderiye açiklarin­da demirletti. Iskenderiye'den sonra, Kahire de düstü. Donanmasinin Ami­ral Nelson tarafindan imha edilmesi, Bonapart'in, denizdeki gücünden ya­rarlanma olanagini yitirdi. Savasa, ka­ra yolunda devam edecekti.

Bâb-i Âli ise 2 Eylül 1798'de Fran­sa'ya savas ilân etmis. 3 Ocak 1799'da Türk-Rus, iki gün sonra da Türk-lngiliz ittifakini imzalamisti.

Fransiz ordusu 19 Mart 1799 günü, Akkâ surlarina dayandiginda, diger sa­hil sehirleri düsmüsti. Akkâ ise, bölge­de hâkimiyetin kurulmasina karsi du­ran en önemli engeldi. Misir ve Filistin'i ele geçirdikten sonra, Hindistan yolu­na hâkim olmak isteyen Bonapart, Türkiye üzerinden Avrupa'nin istilâsi­ni gerçeklestirmek istemekteydi.


“Kendini ve ulusunu kurtar…” İ H T İ D A olayının düşündürdükleri

"Bundan akdem İzmir'den bir haham zuhur edip taifei yahud ziyade meyl ve rağbet etmelerile def'i fitne için Boğaz hisarına sürülmüş idi. Ol canibe yahudiler tecemmü edip itikadı batılları üzere bu bizim peygamberimizdir deyu baisi fitne ve ihtilal olacak mertebe ahvalları şayi olmakla hahamı mezbur emri padişahı ile Edirne'ye ihzar olunmuş idi.


Perde arkasındaki güçlü kişi: Gazzeli Natan

1662 yılının sonlarına doğru Sabetay Sevi, Rodos ve Kahire üzerinden Kudüs'e gelir. Amacı, buraya yerleşmektir. 1663 yılın Sonbaharında, Kudüs Yahudilerine maddi yardım sağlamak üzere, tekrar Kahire'ye gelir. 1665 yılının İlkbaharına kadar Kahire'de kalarak arada, Sara ile evlenir. Bunu takiben, Museviliğin dinsel kurallarını çiğnemeyle beliren taşkınlık davranışlarının nüks etmesinden kaygılanarak, içindeki şeytanı defetmek amacına yönelik, birtakım kabala uygulamarından medet umar.

Gazze ziyareti

Pic 01Gazzeli Natan1643/4–1680Arada, Gazze'de beliren Natan adlı bir Tanrı kulunun, insanlara ruhlarının saklı derinliklerini açıklama ve kendilerini huzura kavuşturacak yöntemleri uygulama yeteneklerine sahip olduğu söylentileri Kahire'ye ulaşır. Bunun üzerine Sevi, ruhsal bunalımlarından kendisini kurtaracağı ümidi ile, 1665 yılının Nisan ayında Gazze'ye gelerek Natan'la buluşur. Natan'a gelince, evvelce 1663 yılında Kudüs'te dinsel eğitim gördüğü sıralarda, Sevi'nin mesihlik iddialarından haberdar olmuş ve olasılıkla kendisini Kudüs sokaklarında görmüş ve bundan etkilenmişti. Bu aşinalığına bağlı olarak, Sevi'nin kendisini ziyaret etmesinden kısa bir süre önce, vecde geldiği bir deneyim esnasında, Sabetay Sevi'nin beklenen Mesih olduğu kendisine malum olmuştu.

Natan, kendisinden beklenen Sevi'yi ruhsal sükunete kavuşturacak bir hekim görevini yerine getireceğine, Sevi'nin ruhsal çalkantılarının aslında mesihliğinin tezahürleri olduğunu iddia eder ve onu bu yönde ikna etme yolunu seçer. Natan'a göre, Sevi'nin ruhsal çöküntü ve bunalımları, Mesih'in karanlıklar ve kötülükler alemine inerek, Tanrı'nın kutsal kıvılcımlarını kurtarmak ve böylelikle, kurtuluşu getirme görevinin bir ifadesidir.


Sabetaycılığın Arnavutluk’taki Mirası

Arnavutluğun Yahudi tarihi, Roma'nın Filistin Yahudilerini sürgün ettiği, MS 1. yüzyıl ile başlar. Eskilerde liman vazifesi gören Dardana'da, 1. yüzyıl ile 2. yüzyıl arasına ait bir sinagogun harabeleri bulunmuştur. Gezgin Benjamin de Tudela hatıratında, XII. yüzyıl sırasında Arnavutluk'ta Yahudi isimleri taşıyan kimselere rastlamış olduğundan, ve aralarında da Yahudi olduklarını söyleyenler olduğundan bahseder.


Sabetaycı Kabala’da Yaratılış ve Mesih

Pic 01Geçen sayımızda, Selanik kökenli Sabetaycı bir ailede Kuzu Bayramı sırasında kullanılmış bir şölen tepsisini takdim ederek, bu ürünün Pesah tepsisi ile olası benzerliğine dikkati çekmiştik.

Pesah Bayramı, Yahudi ulusunun esaretten kurtuluşunun öyküsünü simgelediğinden, ayni zamanda da, Mesih'in gelmesi ile gerçekleşecek kurtuluşu ve Yahudi Ulusu'nun yeniden ihya edilmesi kavramı ile de örtüşür. Diğer taraftan, Mesih'in gelmesi ile, Yaratılış inancında olduğu gibi bir karmaşalığın açığa çıkacağı ve bunu takiben Karanlığın Işığa değişeceği, Selamet günlerinin başlayacağına inanılmıştır. Daha once bu sütunlarda da belirttiğimiz gibi, Pesah gibi İlkbahar'da kutlanan Kuzu Bayramı, Mesih'in gelmesini ve Evren'in yaratılışını simgeler. Büyük bir olasılıkla da, Pesah Bayramının temel anlamı üzerinde yapılanmıştır. (bkz. "La Dulse"den "Kuzu Bayramı"na, Diyalog sayı 7)


Özgün bir Pesah Deneyimi

Edirne, Pesah 1668

Sabetay Sevi'nin ihtida etmesinden takriben birbuçuk yıl sonra, 1668 yılı Pesah Bayramını Edirne'de kutlaması sırasında yaşamış olduğu deneyim, Sevi'nin mesihliği yönündeki iddialarının yenilenmiş bir kanıtı olarak, sicillere kaydedilmiş bulunmaktadır. Bu olayı anlatan, kaybolmuş elyazısı bir belgede alttaki satırların yer aldığı nakledilmiştir:

Pic 01Edirne gravürü, XVII. yy.ın ikincı yarısı"... 1668 yılında, Efendimiz Pesah gecesi geleneğini masa başında uygularken, yirmi dört bin melek peydahlanarak kendisine seslendiler: Bilmiş olasın, sen Efendimiz, Kıralımız ve Mesihimizsin ..."

Ayni belgenin, günümüzde de mevcut olan suretinin ikinci bölümünde ise:
"Bilinsin ki... 1668 yılı Pesah gecesinde Tanrı, Ulvi Ruhunun gerçek Kurtarıcımız,  Efendimiz, ulu ve saf Kıralımız ve Mesihimiz Sabetay Sevi'de konaklanmasını... bizleri kurtarmak ve ihya etmek için  istedi. Bunun üzerine Kurtarıcımız O'na seslendi: ...Madem ki ahret günlerinin felaketlerinden çocuklarını korudun... ben de onların ihyasını üstleneceğim... Bunu üzerine Tanrı konuştu: Çocuklarıma olan merhametin benimkimin fevkinde. Bu felaketlerin yarısı yerine geldi; brak diğer yarısını onlar yüklensin ve sen eziyet çekme..." ifadesi yer almaktadır.


Dişi Iblis’in Gece Ziyaretleri ve Beyaz Izdivaçlar

Sabetay Sevi'nin mistik dünyasının ve bu arada davranışlarının, ruhsal bir bunalımın belirtileri oldukları birçok çalışmanın konusunu olusturmuştur. Hiç şüphesiz, günümüzde yaşamış olsaydı, zamanında uyandırmış olduğu heyecanı ve ilgiyi uyandırmayacaktı. Bununla beraber, ün kazanmış birçok kişinin tıbbi profili çizilmeğe çalışılmışsa da, bu kişilerin tarihteki yerleri, olayları ve tarihin akışını etkileme özellikleri ile belirlenmiştir. Nitekim, Sabetay Sevi de tarihteki konumunu, içinde yaşamış olduğu devrin inanç ve değerleri bağlamında uyandırmış olduğu ilgi ve buna bağlı tepkinin sonuç ve uzantılarına bağlı olarak edinmiştir.

Pic 01İzmir Limanı, Cornelis de Bruyn, 17. Yy.ın ikinci yarısıBu arada Sevi'nin, Mora Yarımadası'nın muhtemelen Patras şehrinden İzmir'e yerleşmiş bir aileden geldiğini; kökeninin  Aşkenaz, Sefarad, hatta Romaniot olabileceği hakkında farklı görüşler olduğunu belirtmekte yarar vardır. Bununla beraber, Sabetay'ın kendisi tamamiyle Sefarad olan bir ortamda büyümüş ve eğitim görmüştür.


“La Dulse”den “Kuzu Bayramı”na

Neden "la Dulse"?

Avram Galante'nin bildirmiş olduğu, İzmir ve civarında Yahudiler tarafından uygulanmış olan la Dulse geleneği, İbrani takvimine göre tekufot'a tekabül eden, İlkbahar mevsiminin  belli bir gecesinde, su içme yasağını içermekteydi.

Pic 01 Tekufot diye tanınan mevsim
değişikliklerini gösteren takvim.
Amsterdam, 1686.
İbrani senesinde, tekufa kelimesinin çoğul şekli kullanılarak, tekufot olarak tanınan, 4 adet tekufot mevcuttur. İlkbahar, Yaz, Sonbahar ve Kış olmak üzere, her biri, mevsimlerin değiştiği gündönümlerine rastlar.

Yahudilerin İzmir'de toplu olarak yaşadıkları mahallelerde haberciler, İlkbaharda gün ve gecenin eşit olduğu 21 Mart günününü 22 Marta bağlayan zaman dilimini kastederek, "Mirad ke a las oras ... es la dulse. Guadravos ke el Dio vos guadre" diye bağırarak, halkı su içmeğe karşı ikaz ederlerdi. Daha sonraları ise, bağırarak yapılan bu haber verme şekli, su içme yasağının bildirildiği ve işyerlerinde  dağıtılan kâğıt parçalarına değiştirildi. Zamanla ise, kayboldu.

Yahudi folklorunda mevcut bir inanca göre, mevsimlerin değiştikleri anlarda, suları bekleyen melekler de aralarında değişirler. Bu sirada, suların başı boş kalmasından istifade eden şeytan, suları zehirler. Bu inanca göre, bu zehirin etkisinden korunabilmek için, gecenin ayni sıralarında su içmemeğe dikkat edilmelidir.