Gad Nassi

“Kendini ve ulusunu kurtar…” İ H T İ D A olayının düşündürdükleri

Posted on May 5, 2012
Print Friendly

"Bundan akdem İzmir'den bir haham zuhur edip taifei yahud ziyade meyl ve rağbet etmelerile def'i fitne için Boğaz hisarına sürülmüş idi. Ol canibe yahudiler tecemmü edip itikadı batılları üzere bu bizim peygamberimizdir deyu baisi fitne ve ihtilal olacak mertebe ahvalları şayi olmakla hahamı mezbur emri padişahı ile Edirne'ye ihzar olunmuş idi. Rebiülevvelin on altıncı perşembe gününde yeni köşkte nazargahı hümayunda akdi meclis olunup Kaymakam Paşa ile Şehülislam efendi ve Vani efendi hahamı mezburu söylettiler. Şevketlu Padişahımız Hazretleri pencereden mahfi seyir ve istima buyururlar idi. Ba'di külli kelam mezbur haham ol kendi söylenen türrehatı inkar eyledi. Amma teklifi islam olunup bu meclisten sonra halasa meydan yoktur, ya imana gelürsün, ya hemen şimdi katlolunursun. Nihayet müslüman olursan inayetlu padişahımızdan seni şefaat ederiz deyu katı kelam söylediklerinde hahamı mezbur Bitevfikillahimelikilmağfur ol saat mazharı hidayet olup nuru iman ile müşerref ve bir mü'mini mükellef oldu. İnayeti aliyyeyi hüsrevaniden mezbura yüzelli akçe kapu ortası tekaüdü erzani buyurulup ve ol hinde içoğlanı hamamına götürülüp tecdidi libas ettirilip bir kürk ve üzerine bir hil'at giydirilip ve bir kese nakit ihsan olundu. Ve bu mecliste islama gelen refikine dahi atiyei aliyye ile çavuşluk sadaka buyuruldu."

Sabetay Sevi'nin Osmanlı Padişahı IV. Mehmet'in huzurunda Müslümanlığı kabul edişi, ön ayak olduğu mesihlik hareketinin dönüm noktasını oluşturur. 1666 yılının 16 Eylül Perşembe gününde  vukubulan bu olay sırasında Sevi, anında infaz edilmekle Müslüman olmak arasında bir seçim yapmak şeklinde dönüşü olmayan bir karar ile karşı karşıya bırakılmıştı. Nişancı Ali Paşa'nın, 1070 hicri yılı vakalarını içeren Vekayiname'sinde bu olay,  yukardaki satırlarla işlenmiş bulunmakta.

Bu ifadeden de anlaşılabileceği gibi Sevi İslam dinine geçmiş ve bir ünvan ve gelirle taltif edilmiştir.

İstanbul'dan Gelibolu'ya

Sabetay Sevi, İzmir'de mesihliğini ilan ettikten sonra, yanına birkaç müridini alarak, 1665 yılının Aralık ayında bir yelkenli ile İstanbul'a varmak üzere yola çıkar. Amacı, Padişahı tahtından indirerek yerine geçmek, böylelikle de Osmanlı yönetimi altında bulunan Kudüs'teki Kutsal Tapınakta Tanrı hükümdarlığını kurmaktır. Fırtına yüzünden 39 gün süren çalkantılı bir yolcuktan sonra, Çanakkale'ye vardığında, İzmir'de sebep olduğu kargaşalıktan haberdar edilen Sarazam Fazıl Ahmet Paşa'nın emri ile tutuklanır. İstanbul'a nakledilerek önce İstanbul surlarındaki bir zindana, sonra da daha rahat bir hapishaneye konur.

Bir iddiaya göre, Fazıl Ahmet Paşa bizzat sorguya çekmiş olduğu Sevi'nin kişiliğinden olumlu bir şekilde etkilenerek kendisine müsamahakar bir tavır takınmıştı. Bununla beraber, Sevi'nin mesihliği İstanbul'un gerek Yahudi halkı ve gerekse de Müslüman ve Hrıstiyan halkında büyük bir heyecan ve çalkantıya yol açmış, Mesih'i görebilmek için Osmanli topraklarından ve Avrupa'dan gelen ziyaretçilerin akımına uğramıştı. Bir görgü tanığının ifadesine göre: "... Galata semtinde yedi sekizyüz kadar bir kadın topluluğu, içlerine şeytan girmiş gibi ve kötü ruhların işgaline uğradıkları intibaını vermek için kasılarak vaaz vermekte idi. Vücutlarına girerek onları hezeyana ve ihtilaçlara sürükleyen kötü ruhlardan kurtulmak için birçok kadın bağlanarak kamçılandılar."

Pic 01Kumkale'nin denizden görünüşüGirit harbine katılmak üzere Sarazamın İstanbul'dan ayrılması sırasında Nisan ayının 19unda Sevi, Gelibolu'daki Kumkale'ye nakledildi. Burada bulunduğu sırada da Sevi, dörtbir taraftan gelen ve sayıları gittikçe kabaran zıyaretçilerin akımına uğrar. Bunların arasında, Polonya, Almanya, İtalya, Hollanda gibi uzak ülkelerden de gelip te takdis edilmek üzere hediyeler getirenler hatta, özel olarak tutulan gemilerle Kumkale'ye yanaşanlar vardı. O kadar ki Kumkale, kutsal bir ziyaret yeri kabul edilerek ismi, İbranice "cesaret kulesi" anlmında Migdal Oz'a değişmişti. Mesih'in geldiği ve yakında topluca Kudüs'e gidileceği inancının yarattığı heyecana bağlı olarak, Yahudi cemaatlerinde insanlar işlerini bırakarak, sokaklarda günah çıkartıklarından yaşadıkları yerlerde günlük etkinlik ve ticaret hayatı sekteye uğramış bulunmakta idi.

Ayni sıralarda Sevi, tekrar coşkunluk hecmesine girerek, bayramlarda değişiklikler yapmakta ve kendisine ikram edilen oğlanlar ve bakirelerle bir asılzede gibi sefahat hayatı sürmekte idi.

Beklenmedik bir rakip / Gelibolu'dan Edirne'ye

Eylül ayının ilk haftasında, Nehemya haKohen adlı Polonya'lı bir Kabala düşünürü Sevi ile görüşmek üzere Kumkale'ye gelir ve onunla birkaç gün geçirir. Bir kaynağa göre Nehemya, Sevi'nin mesihlik iddiasını reddederek, kitaplara göre, gerçek Mesih'in peydahlanmasının ancak, bir ön Mesih'i takiben mümkün olabileceğini ileri sürmüş ve kendisinin bu ön Mesih olarak kabul edilmesini istemişti. Bu iddiası rağbet görmeyen haKohen, öfkesine hakim olamayarak, ani bir kararla kale muhafızlarına Müslümanlığı kabul etmek istediğini bildirir ve götürüldüğü Edirne'de, Sevi'nin bir isyan hareketi düzenlemekte olduğunu ihbar eder. Bunun üzerine, Sevi'nin Gelibolu'daki taşkınlık davranışından ve yol açtığı kargaşalıktan da haberdar olan yetkililer, bir heyet göndererek 15 Eylülde Sevi'yi Edirneye getirirler.

Pic 02Sabetay Sevi'nin bir kahraman edası ile Osmanlı sarayına girişini gösteren temsili gravürMesih'in Osmanlı Padişahını tahtından indirerek yerini alacağı günün geldiği inancına bağlı olarak, ayni sıralarda Edirne Yahudi cemaatinde büyük bir heyecan yaşanır. Bir görgü tanığına göre, ayni gün sabahının erken saatlerinde, büyük bir uğultu duyar ve penceresinden baktığında Yahudilerin sokakta koşuşmakta olduklarını, kazma kürekle saraya giden yolu duzelttiklerini ve yerlere halılar serdiklerini görür. Kalmakta olduğu hanın sahibine bunun nedenini sorduğunda, almış olduğu yanıt "Padişahı kaşılamakta adet olduğu gibi, Yahudilerin Mesihlerini karşılamağa hazırlandıkları" olmuştu. Başkaca görgü tanıkları, ertesi gün Sevi'nin birkaç hahamın refakatinde ve dualar okuyan halkın içinden geçerek, sorguya çekilmek üzere saraya getirtildiğini anlatmaktadırlar.

Yazımızın başındaki metinden de anlaşılabileceği gibi, Sevi'yi sorguya çeken heyet, Sadrazam Kaymakamı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Şehülislam Minkarizade Yahya Efendi ve padişahın imamı Vani Efendi'den oluşmakta, Padişah IV. Mehmet ise, kafesle ayrılan bitişik odadan olup bitenleri takip etmekte idi. Sevi Türkçe bilmediğinden, tercümanlığını Yahudiden dönme saray hekimi Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi – Moşe benRafael Abravanel – yapmakta idi. Ayni anlarda idam edilmekle, Müslüman olmak arasında bir seçim yapmaktan başka çıkar olmadığı kendisine bildirilen Sevi, mesihlik iddialarını inkar ederek, Hayatizade'nin de telkini üzerine ihtida etme yolunu seçer. Bazı kaynaklara göre, idam edilmektense Müslüman olması, evvelce kararlaştırılmış olup, öldürüldüğü takdirde, Sevi'nin bir peygamber mertebesine yüceltilerek, yeni bir mezhebin doğmasını engelleme amacından kaynaklanmıştı.

Kendini ve ulusunu kurtar...

Hayatizade'nin Sevi'ye hitap ettiği sırada "kendini ve ulusunu kurtar" şeklinde bir ifadeyi kullanmış olduğu iddiası, birtakım gerçekleri ima etmesi bakımından oldukça anlamlıdır. İhtida olayının vuku bulduğu sıralar, Osmanlı İmparatorluğunda derin ve yaygın bir siyasal, toplumsal ve inanç bunalımın yaşandığı bir devreye rastlar. Askeri, siyasal ve bilim alanlarında, Avrupa ülkelerine nazaran, İmparatorluğun gerileme sürecinin başlamış olması, halk arasında bir güvensizliğin yaşanmakta olmasına ve büyük bir felaketin korkusu ve mucizevi bir kurtarıcının beklentisi içerisinde olunmasına yol açmıştı. Yer yer, birer kurtarıcı konumunda olan kişilerin sebep oldukları isyan hareketleri, silah gücü ile bastırılmakta ve bu hareketlerin ele başları ile taraftarlarının kırıma uğratılması olağan bir olaydı.
Bazı belgelere göre, Sevi daha Edirne'ye getirtilmeden Yahudilerin kıyıma uğratılması için Edirne ve  İstanbul'da hazırlıklar yapılmıstı. Sevi'nin Edirneye akşamın geç saatlerşnde varması ve ertesi günü Padişahın huzuruna çıkarılması, idam edilmeyerek ihtida etmesini sağlamış böylelikle de, kıyım girişimini akim bırakmıştı.

Nitekim, Sevi'ye sadık kalan mü'minler cemaati arasında, Sevi'nin ulusunu kurtarmak için Tanrı emri ile ihtida ettiği inancı yayılmıştır. Her ne kadar, vuku bulmayan bir olayın sonuçları hakkında kesin iddialar yürütmek mantıkla pek bağdaşmamakta ise de, Sevi idam edilmiş olsaydı, Osmanlı Yahudi toplumunun tarih boyunca kaderinin farklı olacağının tahmin edilmesi gerçek dışı değildir.

Filed under: Diyalog Leave a comment
Comments (0) Trackbacks (0)

No comments yet.


Leave a comment

No trackbacks yet.