Gad Nassi

Sabetaycı Düşüncede Tanrı Kavramı

Posted on September 25, 2013
Print Friendly

"Artık uzun bir süre İsrail gerçek Tanrı'dan uzak yaşadı "
Tevrat, Tarih 2, 15:3

Tarihi boyunca Yahudi Ulusu, farklı Tanrı kavramlarını benimsemiştir. Evvelki yazılarımızda, Sabetaycı kurtarıcı mesih düşüncesinin Yahudi toplumunun dinsel, kültürel ve siyasal düzeylerdeki gelişmelerle olan iliskilerini irdelemeğe gayret ettik. Bu çalışmamızda ise, Sabetay Sevi'ye ait Tanrı kavramının tanıtılmasına çalışılacaktır.

Sevi'nin Arnavutluktaki sürgün hayatı sırasında, kendisini ziyaret eden bir Mamin'e bizzat açıklamış olduğu ve bu kişiden yazıya dökmesini buyurduğu iddia edilen ve " Tanrı'nın Sırrı" nı içeren metin, Sabetaycı literatüre dahil edilmiş, ayrıca Arami dilinde "İtikadın Sırrı" anlamında " Raza di Mehemanuta " olarak tanınmıştır.

Pic 01İddiaya göre "İsrailoğullarının Tanrısı" ile gerçek Tanrı, iki ayrı güç oluşturmakta olup evrendeki konumları da ayrıdır. Bunarın varlıkları, Kabala düşüncesinde sefira çoğul şekli sefirot diye bilinen, ilâhi bölümlerde odaklanmıştır. Metindeki çizimde ifade edilen bu bölümler, zirvede bulunan ve Tanrı'yı temsil eden Keter sefirasının uzantı, veya da yansımalarıdırlar. İsrailoğullarının Tanrısı, Sevi'nin inancına göre Tiferet – ihtişam – sefirasında konaklanarak, Keter – taç – sefirasından aldığı güçle dünyayı yaratmış ve İsrailoğullarını kendi ulusu olarak seçmiştir. YEHOVA adı ile bilinen Yaratılışın Tanrısı, ikinci derecede bir tanrı olup, mükemmel olmadığı gibi, yaratmış olduğu dünya da adil bir dünya değildir. Dünyayı yaratırken yol açmış olduğu aksaklıkların giderilmesi görevini ise İsrailoğullarına devretmiştir. Yahudilerin tarih boyunca yaşadıkları, soykırım, sürgün ve gurbet felâketleri de, bu aksaklığa bağlı olarak, evren yaratılırken çeperlerde sıkışarak Tanrı'ya geri dönemeyen, ilâhi kıvılcımların belirtileridir. Bu kıvılcımların Yahudi ulusu tarafından kaynağına dönmesi ile, Mesih'in gelme süreci de tamamlanacak ve tüm insanlığın birleştiği, mutlak bir ahenk ve adaletin hüküm süreceği Tanrı İmparatorluğu kurulacaktır.

İki Tanrı inancı, Sevi taraftarları ve Yahudi gizemciliğine bağlı düşünürler arasında, spekülasyonlara ve farklı yorumlara yol açmıştır. Bu bağlamda, En Sof – sonsuzluk – diye tanınan en üst düzeydeki Keter Tanrısı ile ikincil neden olarak kabul edilen Tiferet Tanrısının birbirlrinden ayrı iki güç, veya da birbirleri ile bağlantılı güçler olup olmadıkları soruları öncelik kazanmıştır. Başka bir görüşe göre, Sonsuzluk Tanrısı evren yaratıldıktan sonra, kendi âlemine çekilerek dünyayı kendi halinde bırakmıştır. Buna bağlı olarak ta dünyanın sorumluluğu ve yönetimi, Tiferet Tanrısına kalmıştır.

İnancın Musevi düşüncesindeki kaynakları

Pic 02
Musevi düşüncesinde ayrı bir Tanrı kavramı nin doğuşu, Sevi'ye münhasır değildir. Erken Kabala metinlerinden, Temuna – Görüntü – Kitabında buna değinilmiştir. Kitabın yazarı görüşlerini, birtakım görkemli ve karanlık ifadeler kullanarak saklamıştır. Kitap, "Tanrı'nın isminin sırrı" (Yehova'nın sırrı) başlıklı bir bölüm içermekte olup, bu kitap ve görüşlerini içeren başkaca metinler, Sevi'nin yaşadığı sıralarda da basılı olarak mevcuttu. Tanrı'nın sefira diye bilinen bölümler halinde görüntülenmesi ise, Yetzira – Yaratılış – başlığını taşıyan Kabala kitabında irdelenmiştir. Kitabın X. Yüzyıldan itibaren mevcut versyonları, Sefirot diye tanıtılan, gizemli boğumlar aracılığı ile Tanrı'nın dünyayı yarattığı görüşünü işlemekte olup, "iyi" ve "kötü"nün yaratılış sürecinin başından beri, Tanrı'nın varlığında mevcut olduğunu ima etmektedir. Evrenin hierarşik ve matematik ahenkli bir düzenin temelinde kurulduğunu ve var olduğunu savunan yeni-Pitagorasçı/yeni-Eflâtuncu düşünceden esinlenerek derlendiği kabul edilen Yetzira Kitabının ayni zamanda da, iki ayrı ezoterik yaratılış doktrininin sentezi olduğu ileri sürülmüştür. Kabala düşüncesinin, ayni zamanda da, Yahudi felsefesinin gelişiminde, Yetzira Kitabının önemli bir etkisi olmuştur.

Erken başlayan bir direniş

Ergenlik yılları sırasında Sevi, Zohar Kitabının yanı sıra, Kana ve Peliya diye bilinen iki Kabala kitabının da incelenmesine kendisini vermişti. Ayni yıllarda, aydınlanma anları sırasında kendisine iletilen, " Tanrı'nın sırrı "ndan bahsetmeğe başlamış ve bu sırrı " İtikadımın Sırrı " şeklinde tanıtmıştı. Bunalımlarına denk gelen aydınlanma anlarında, ayaklarının topraktan kesildiğini ve kuralları çiğneme arzusunun kendisini dürttüğünü ve beklenen Mesih olduğu duygusuna kapıldığını anlatmıştır. " İsrailoğullarının Tanrısı " diye de tanımladığı bu Tanrı'dan Tiferet sefirasının kendisini veya da, bu sefiraya odaklanmış bir ilâhi bir gücü kastedip etmediği konusu ise açıklığa kavuşmuş değildir.

Pic 03Mesih olarak ilan edildikten sonra Sabetay Sevi, mesihlik tahtında. Melekler tarafından tutulan taçta "Sevi'nin Tacı" yazılı. Altında, Sevi ile Tevrat konularını görüşmekte olan İsrailoğullarının sürgünden dönen on kabilesiKana ve Peliya Kitapları, Safed devri öncesi Kabala literatürünün önemli iki eserini oluştururlar. Kana Kitabı dinsel kuralların, Peliya Kitabı ise, Tevrat'ın Yaratılış Kitabının ilk bölümlerinin yorumunu içerir. Üslup bakımından farklı olmalarına rağmen, bu iki kitap sıklıkla birbirinden ayrı tutulmamış, Kana adı iki kitap için de kullanılmıştır. I. Yüzyılda yaşamış Nehunya ben ha-Kana'nın üç nesile uzanan aile fertlerinin görüşlerini içerdiği iddia edildiğinden, Kana Kitabı diye bilinir. Peliya sözcüğü ise İbranice "hayranlık" anlamına gelmektedir. Yazarları belli olmayıp, tahminen XIV. yüzyılın sonunda, İspanya veya, muhtemelen Bizans topraklarında yazıldıkları kabul edilmektedir. Yazar, Tevrat'ın Halaha diye bilinen Museviliğin temel kurallarının ve Talmud'un sözlü kurallarının eğitiminde, önemsiz ayrıntılara yayınıldığını; bunların saklı ve gizemci anlamlarınının değinilmeden geçiştirildiklerini ileri sürmüştür.

Temuna Kitabının görüşlerinin yanı sıra, Kana ve Peliya Kitaplarının, İspanya odaklı Kabala ekolünden ayrılan Bizans Kabala ekolünün köşe taşlarını oluşturdukları kabul edilmiştir. Bu iki kitabın, büyük bir olasılıkla Sevi'nin gizemci eğilimlerine ve bu arada da, Tanrı inancının yönlendirilmesinde etkin olduğu kabul edilmektedir.

El yazması eserlerden birinde, Sevi'ye atfedien alttaki ifadeyi bulmaktayız: " Bilmiş olasın ki, Nedenlerin Nedeni hiçbir şekilde alt dünyaya etkili olmadığı gibi, kaderini de tayin etmemektedir. Nedenlerin Nedeni, Yüce Taç'ı (Keter Sefirası) Tanrı olarak, ve Tiferet'i İsrail'in Tanrısı olarak yarattı. " Sevi, Tiferet sefirasına odaklanan Tanrı'yı Yaratılış'ın ve İsailoğullarının Tanrı'sı olarak görmüş ve bu Tanrı'yı "İnancının Tanrı'sı" olarak niteleyerek, bunun bir sır olarak saklanmasını yeğlemişti. Bu inanca göre, her şeyin üstünde ve dışında olan Tanrı'nın, dinsel süreçlerle ilgisi olmadığı gibi, bu yönde etkin bir konumu ve anlamı da yoktur. Nitekim, Tevrat'ın kendisi kadar rabbani düşünce de, Tanrı kavramı ileTanrı'nın belirtilerini kastetmekte ve kendisine ulaşmanın mümkün olmadığını kabul etmekte olup, bu yönü ile Sevi'nin ve başkaca kabala düşünürlerinin nazariyeleri ile bağdaşmaktadır.

Bununla beraber, zirvedeki En Sof ' sefirasının insanoğlunun kaderini tayin etmesinden arındırılması, İsrail Ulusuna Tanrı vahiyinin, Yaratılışın da Tanrısı olan Tiferet tarafından verildiğinin ileri sürülerek ve Tiferet 'in "İsrailoğullarının Tanrı'sı" olarak kabul edilmesi, bu inancın ayni sıralarda dinsel sapkınlık olarak telâki edilmesine yeterli ve artar idi. Bu bakımdan, Sevi'nin yaşamı boyunca " Tanrı'nın Sırrı " kavramının kamu düşüncesine ifşasından imtina edilmiş, Sevi bunu sadece kendisine çok yakın olan müritlerine ilettiği gibi, bu sırrı başkalarına açıklamıyacaklarına da yemin ettirmişti.

Pic 04Sabetay Sevi öncülüğünde ve melekler refakatinde Yahudilerin İsrail Topraklarına göçüSevi'nin "Tanrı'nın Sırrı" inancı, birtakım uyuşmazlıklar içeren yorumlara yol açmış olmasına rağmen, İzmir gençlik yıllarından itibaren Ülgün'de sürgünde geçen son yıllarına kadar, ruh halindeki dalgalanmalardan etkilenmiyerek, temel anlamı ve yapısını, insicamlı bir şekilde korumuştur.

Sevi'nin ölümünden sonra, bu kavramın Sabetaycı düşüncenin gelişiminde etkin ve yüklü bir payı olmuştur. Gerçek itikad ve törelerini saklayan bir toplumun, sır mahiyetinde ilkesel sırlara vakıf olduğu kanaatine sahip olması, bu toplumun kendisini özgün bir toplum olarak kabul etmesine ve paylaşılan aidiyet duygusunun güçlenmesinde etkin bir öğedir. Nitekim, Sevi'nin ihtida etmesini takiben, Gazzeli Natan tarafından ortaya atılan " Mesih'in ilâhi kıvılcımları kurtarmak amacı ile, şer dünyasına inmiş olduğu " iddiası, Sevi'ye atfedilen sır mahiyetindeki "Tanrı inancı" ile özgün bir boyut daha kazanmış ve Maminler toplumunun zaman süreci içerisinde devamlılığına katkıda bulunmuştur.

İnancın başkaca kaynakları

Tanrı'nın bir bütün değil de, bölümlerden oluştuğu inancı bir yenilik olmayıp, tek-Tanrılı dinler de, bu yaklaşımdan nasiplerini almışlardır. Bunun somut örneklerinden biri de, geçerliliğini hala korumakta olan Hıristiyanlığın, Teslis diye tanınan, Baba-Oğul-Kutsal Ruh inancıdır.

İbraniler, tarih boyunca çok-tanrılı dinlerin etkisi altında kalmışlar, zaman zaman kendi Tanrılarını başka tanrılarla değiştirmişler ve bu tanrıların geleneklerini benimsemişlerdir.

Bu arada, iki tanrılılık diye niteleyebileceğimiz, Tanrı'nın birirlerine zıt iki güçten oluştuğu inancı da, Yahudi Ulusunun Tanrı düşüncesini etkilemiştir. İbrani Ulusu ile yakın ilişkileri olmuş Pers uygarlığında kök salmış olan Zerdüşt dini, iyiliği ve kötülüğü temsil eden Işık ve Karanlık tanrılarının varlığı ve bu iki tanrı'nın birbirleri ile devamlı mücadele halinde oldukları temel inancını kabul eder.

Pic 05Işık Tanrısı Ahura Mazda (ortada) Sasani Kıralına tacını verirken. Solda, rahip kıllığında Mitra TanrısıEvvelce belirtmiş olduğumuz gibi, Kabala inancina göre Yaratan'ın, iyi ve kötü olan iki yüzü vardır. Sabetaycı Kabalada da bu yüzler, birbirleri ile mücadele halinde olan iki yılan tarafından temsil edilmişlerdir. Mesih'in peydahlanacağı Ahiret Günlerinde, bu iki yılandan kötü olanı bu mücadeleyi kazanacak ve iyi yılana dönüştükten sonra, Yahudi Ulusuna kurtuluşun kapılarını açacaktır. ( Bkz. Diyalog , 010 – Temmuz - Ağustos 2010)

MÖ 130 ile MS 70 yılları arasında, Ölü Deniz yakınlarında odaklanmış Kumran cemaatine ait elyazmalarında, "Tanrı'nın sır mahiyetindeki anlamının insanoğlunu kurtuluşa götüren yolun anahtarı olduğu" inancını bulmaktayız. Ayni metinlerde, ışık ile belirlenen "iyilik" ve karanlıkla belirlenen "kötülük" güçleri nin var olduğu, her bir gücün kendi meleklerini içermekte olduğu ifade edilmektedir.

İki-tanrılılık kavramının temeli üstünde kurulmuş veTanrı'ya sezgi yoluyla ulaşılabilip ve esrarlı varlığının anlaşılabileceğini savunan gnostik düşüncede de, her türlü idrakin dışında gizli bir Tanrı'nın varlığı ve, dünyayı yaratan ve belli olan bir Tanrı olduğu inancını bulmaktayız. Gnostik düşünce, Hıristiyanlığın yayılması süreci esnasında, ayrı bir din mahiyetinde akım ve tarikatlerin oluşmasına yol açmiştir. Hıristiyan gnostikleri, " İsrail'in Tanrı'sının " dünyayı yarattığına, bu Tanrı'nın ayni zamanda da kötülüğün kaynağı ikinci sınıf bir Tanrı olduğuna inanmaktaydılar. Bunlara göre, Havva'yı elmayı yemesi için teşvik eden yılan, Tanrı'nın insanın sahip olmasını istemediği gerçek bilginin elçisiydi.

Ayrıca, İkinci Tapınak devresi sırasında da, Yahudi dünyasına özgü, gnostik akımların geliştikleri bilinmektedir. Gnostik inançlar, yeni-Pitagorasçı/yeni-Eflâtuncu akımlarla da bir sentez oluşturarak, evvelce de belirtildiği gibi, Kabala düşüncesini de etkilemiştir.

Sevi'nin ileri sürdüğü ve "İtikadımdaki Tanrı" veya "Tanrı'nın Sırrı" inancı ise, Tanrı'nın iki ayrı güç olarak irdelenmesi düzeyinde, Musevi gizemci düşüncesinin bu yöndeki son aşamasını oluşturmuştur.


Sabetaycılık konusunun çıkış noktası ve gelişmesi, İzmir Yahudi tarihinin önemli bir bölümünü oluşturur. Ayrıca, Sabetaycılık konusu, Yahudi dünyasında anlamlı gelişmelerin de düğüm noktasıdır.

"Sabetaycı Düşüncede Tanrı Kavramı" ile, Diyalog okurları için derlediğim yazı serisini noktalamaktayım. 13 yazıdan oluşan bu seride, konunun anlamlı bulduğum birtakım yönlerini işlemeğe gayret ettim. Sabetay Sevi olayının şüphesiz yeterince tanınmamış, hattâ işlenmemiş daha birçok yönü mevcuttur. Bununla beraber, konunun tanınması yönünde, Diyalog okuruna katkıda bulunmağa gayret ettim. Takdiri sizlere aittir. Gad Nassi

Filed under: Diyalog Leave a comment
Comments (0) Trackbacks (0)

No comments yet.


Leave a comment

No trackbacks yet.