Gad Nassi

Sabetaycılığın Arnavutluk’taki Mirası

Posted on April 14, 2012
Print Friendly

Arnavutluğun Yahudi tarihi, Roma'nın Filistin Yahudilerini sürgün ettiği, MS 1. yüzyıl ile başlar. Eskilerde liman vazifesi gören Dardana'da, 1. yüzyıl ile 2. yüzyıl arasına ait bir sinagogun harabeleri bulunmuştur. Gezgin Benjamin de Tudela hatıratında, XII. yüzyıl sırasında Arnavutluk'ta Yahudi isimleri taşıyan kimselere rastlamış olduğundan, ve aralarında da Yahudi olduklarını söyleyenler olduğundan bahseder.

Orta Çağda, Kuzey Yunanistan'dan ve özellikle Selanik'ten gelen Romaniot Yahudilerinin, ve XIV. yüzyılın sonlarında da Macaristan Yahudilerinden bir topluluğun Arnavutluğa yerleştikleri bilinmektedir. Bunu takiben, İspanya ve Portekizden kovulan Sefaradların bir kısmı da, Arnavutluğa yerleşti.

Yarım yüzyıl kadar varlığını sürdürmüş olan Komünist rejim boyunca, her türlü dinsel etkinlik Arnavutluk'ta yasaklanmıştı. Temelde Romaniot kökenli olarak kabul edilen, Arnavutluk Yahudilerinin Romaniot kimliği de, bu yüzden tamamile silinmiştir.
Bununla beraber, ihtida ettikten sonra Sabetay Sevi'nin Arnavutluğa sürülmesini takiben müridlerinden bir grubun Arnavutluğa yerleşmesine ve bunlarla yerel halk arasında gelişen ilişkilere bağlı olarak, Sabetaycı düşüncenin kalıntı ve uzantıları Arnavutluk'ta günümüze kadar ulaşmıştır.

Edirne'den Ülgün'e

İhtida ettiği 1666 yılını takiben Sevi yaşamını, altı yıl boyunca Edirne'de, zaman zaman da İstanbul'da sürdürdü. He ne kadar, dışa doğru Müslüman gözükse de, Museviliğin geleneklerinden kopmadı. Kendisi ile beraber ihtida eden 200 aile, gizliden gizliye Sevi'yi Mesih olarak görmeğe devam eti. Sevi'nin kendisi de zaman zaman coşkunluk anlarında, yeni bayramlar ve ritüeller ilan etti. Bunun yanısıra, kadınlı erkekli erotizmin hakim olduğu birtakım eğlence sefaları düzenlediği gözden kaçmadı.

Bir ihbar üzerine Sevi tekrar tutuklandı. Bunu takiben, 1673 yılının Ocak ayında, Arnavuluğun Ülgün (Ulcinj) şehrine sürüldü. Burada, nispeten gösterişten uzak bir şekilde yaşadıysa da, Müslüman kılığına bürünen müritleri tarafından ziyaret edilmeğe devam edildi ve 1676 yılında yaşama veda etti. Sevi'yi takiben, Sabetaycı ailelerin de, Arnavutluğa gelerek buraya yerleştiği bilinmektedir.

Neden Arnavutluk?

Pic 01Ülgün (Ulcinj)Sevi'nin sürgün yeri olarak Arnavutuğun seçilmiş olması kanımızca, tesadüfi olmayıp, ayni sıralarda, Sabetaycılıkla Bektaşilik arasında gelişmiş olan yakın ilkesel ve kurumsal ilişkiden kaynaklanmıştır. Evvelce bu seride yayınlamış olduğumuz bir yazıda, bu ilişkiyi açıklamaya gayret etmiştik. ("La Dulse"den "Kuzu Bayramı"na, DİYALOG no.7) Nitekim, Sabetaycı düşünce, dinler arasındaki sınırlandırmaların ve birtakım yasakların iptali yönundeki liberal yönleri ile, Bektaşilik'le bir bağdaşma halinde idi. Ayrıca, ihtida ettikten sonra, Sabetay Sevi'nin Bektaşi tarikatı mensupları ileri ilişki kurduğu ve Bektaşi törenlerine katıldığı bilinmektedir.

Diğer taraftan Arnavutluk, tarih boyunca, Bektaşiliğin bir kalesi olma konumunu muhafaza etmiştir. Bu kakımdan Arnavutluk, ilkesel yapısı bakımından Sabetaycı düşünce ile bağdaşan bir ülke oluşturmaktaydı.

Her ne kadar, Arnavutluğun seçilmiş olmasında Osmanlı yönetiminin ne dereceye kadar bilinçli bir şekilde hareket ettiğine dair elimizde açık kanıt mevcut değilse de, Sevi'ye gösterilen müsamaha havasının yanısıra, Osmanlı Sarayı-Bektaşi ilişkilerinin de, bu kararı etkileyebilmiş olmaları mümkündür.

Sabetaycılığın gurbetteki vatanı: Arnavutluk

Pic 02Sabetay Sevi'nin Ülgün'deki mezarıSevi'yi takiben Arnavutluğa yerleşen ailelerin, Sevi'nin ölümünü takiben 30 yıl kadar Berat şehrinde yaşamağa devam ettikleri kaydedilmiştir. İmparatorluğun diğer şehirlerine nazaran sayıca küçük bir cemaat oluşturmalarına bağlı olarak, Arnavutluk halkına karışmaları kaçınılmaz bir seçenek olarak belirdiğinde, büyük bir olasılıkla Bektaşi toplumu ile kaynaşmaları en uygun çözümü oluşturdu. Böylelikle, Sevi daha hayatta iken örülmeğe başlanan Sabetaycı-Bektaşi ağı daha da yayıldı ve kök saldı. Zaman süreci içerisinde, Osmanlının diğer şehirlerinde varlıkları bilinen Sabetaycı toplumun üç bölümünden ayrı, sayıca daha az da olsa, Sabetaycı-Bektaşi kimliği ile belirlenen, Musevi İspanyolcasını korumayan dördüncü bir Sabetaycı bölümü oluştu. Coğrafi ve siyasal nedenler dolayısı ile bu bölüm diğer Sabetaycı toplumlardan nispeten kopmuş ve çok az tanınan bir topluluk oluşturdu. Kanımızca, Arnavutluk'tan Selanik'e yayılan Makedonya havalisinde zaman zaman rastlanan Yahudi olduklarını iddia etmelerine rağmen, dil ve gelenekler bakımından farklı özelliklere sahip kişilerin izahını, bu topluluğa ait olmaları olasılığında aramak gerekmekte.

Pic 03Berat Yahudi Cemaatine gönderilen mektup500 yıl öncesine ait Yahudi varlığının kalıntılarına rastlanmakta olan, Arnavutluğun güneyindeki Ftera kasabasına, Sabetaycı ailelerden devam eden nesillerin de yerleşmiş olabilecekleri ve günümüzdeki kasaba halkınınin bir kısmını oluşturdukları düşünülmektedir. Hatta, Sevi'nin de burada bir süre yaşamış olabileceği ileri sürülmüştür. Buna bağlı olarak bir görüşe göre Sabetaycı düşünce, Arnavutluğun Güneyine özgü, dinsel ve toplumsal devrimci akımların çıkış noktasını oluşturmuştur.

Berat şehri yakınlarında bulunan ve yakın zamanlara kadar her dinden insanların ziyaret ettiği bir Bektaşi türbesinin de Sevi'ye ait olduğuna inanılmıştır. Ayrıca, yakın zamanlara kadar her sene burada düzenlenen kırsal bir şenliğin de muhtemelen Sevi'nin anısına düzenlenmekte olduğu sanılmaktadır.

Bununla beraber, Sevi'nin sürüldüğü Karadağın Ülgün (Ulcinj) şehrindeki bir duvar mezarı Sevi'nin mezarı olarak kabul edilmektedir.

 Huşu Günleri için Sidur Kitabı

Sevi'nin Arnavutluk'taki yaşamının kalıntılarının biri de, 1676 yılının Ağustos ayında Berat şehrindeki Yahudi Cemaatine kendi elyazısı ile göndermiş olduğu mektuptur. Bu belge ayni zamanda da Sevi'nin Museviliğin icaplarından kopmadığının somut bir kanıtıdır. Sevi bu mektubunda, yaklaşmakta olan Roşaşana'yı Kipur'a bağlayan kutsal hafta sırasında ve bu Bayramlarda kullanılmak üzere, bir dua kitabının gönderilmesini rica etmişti. Bunu takiben, 6 hafta sonra Kipur Gününde yaşama veda edecekti.

Filed under: Diyalog Leave a comment
Comments (0) Trackbacks (0)

No comments yet.


Leave a comment

No trackbacks yet.